SANAYİDE BÜYÜMENİN FORMÜLÜ KÜMELENME

Orhan Aydın

 

Sanayinin gelişimi ve yenilikçi bir yapıya kavuşması adına pek çok çalışma yürüten OSTİM Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Orhan Aydın, Ankara’da yerli sanayinin gelişimi ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulması için yürüttükleri projeleri anlattı. Sanayi üretimi yapan işletmelerin tek başlarına rekabet edemeyeceğini düşünen Aydın, ortaya çıkardıkları Kümelenme oluşumları ile birçok farklı sektörde gelişme sağladıklarını ifade etti.

Sanayinin gelişimi ve eksikliklerinin giderilmesi adına çalışmalar yürüten OSTİM’in işleyişini özetleyecek olursak neler anlatabilirsiniz?

Orhan Aydın

OSTİM bulunduğu bölge bakımından incelenecek olursa, KOBİ diyerek ifade edebileceğimiz mikro ve orta ölçekli işletmelerin oluşturduğu bir yapıya sahiptir. Bizler de OSTİM olarak bu işletmelerin nasıl değişim ve gelişim sağlayacağına dair çalışmalar yürüten bir kurumuz. İşletmelerimiz kendi arasında rekabetçi olsa da, bir araya gelerek nasıl bir sinerji oluşturulabileceğine dair fikirler yürütmeye gayret ediyoruz. Bu konuda dünya örneklerini incelediğimiz zaman, bilimsel olarak çözümün kümelenme yapısı ile ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Kümelenme oluşumu ile üretici işletmeleri, üniversiteleri, destekleyici kamu kurumlarını ve sivil toplum kuruluşlarını bir platformda birleştirerek beraberce gelecek dizayn etmeyi amaçlıyoruz.

Genel olarak baktığımızda işletmelerimizin, üniversiteler ile temas etmediğini veya üniversitelerin reel sektörle örtüşmediğini ya da tüm bunlar olsa bile kamuda hangi destekleri nereye kanalize edileceğinin bilinmediğini görüyoruz. Ortaya koyduğumuz kümelenme yapıları ile tüm bu öğeleri bir araya getirerek daha rekabetçi ve gelecek vaad eden bir sanayi oluşturmayı hedefliyoruz.

 

KÜMELENME AHİLİKTİR…

Kümelenmenin ekonomik büyümeye nasıl bir etki sağladığını düşünüyorsunuz?

Kümelenme olgusu ile firmaların bulundukları bölgede ve daha sonra ülkede daha rekabetçi olmalarını sağlamayı amaçlıyoruz. Bahsettiğimiz rekabet firmaların birbirlerini destekleyerek gerçekleştirdikleri  “ortaklaşa rekabet” anlayışının benimsendiği bir oluşum. Bu oluşumu örnekle açıklamak gerekirse;

“İki firma düşünün ki, her ikisi de iyi bir futbol takımı kurmak istiyor. Fakat eldeki imkanlar ile iyi takım oluşturacak alt yapıyı temin edemiyorlar. Bu firmalar iyi bir takım oluşturmak için gerekli olan tüm alt yapıyı bir araya gelerek oluşturuyorlar ve oluşan alt yapıdan her firma yararlanıyor. Mevcut alt yapıda kendilerini geliştiren firmalar iyi birer takımı ortaya çıkardıktan sonra sahada rekabet gösterebiliyorlar”

Aslına bakarsak kümelenme yapısı bizim kültürel olarak uyguladığımız ancak, zaman içerisinde unuttuğumuz bir gelenek olan “Ahilik” geleneğinde var. Fakat unuttuğumuz bu değerleri batıdan görerek ve tekrar keşfederek uygulamaktayız. Ancak süreçlere ve aşamalarına baktığımız zaman bizim topraklarımızda yıllarca uygulanmış olan “Ahilik” kültürü, kümelenmenin ana formülünü barındırmaktadır.    

 

SPOT: Üretimin yerli olması yeterli değildir. Yapılan bir üretim aynı zamanda milli de olmalıdır. Yerli ve milli bir üretim tamamen bağımsız, mülkiyetin size ait olduğu bir üretimdir. Savunma’dan, medikale, ulaştırmadan, teknolojiye her alanda yerli ve milli üretimlerimizin olması gerekir.

 

Tüm bu çalışmaların ürünü olacak yerli ve milli üretim adına ortaya konmuş bir çalışmanız var mı?

Tabiî ki, yapmış olduğumuz çalışmaların omurgasını bu fikir oluşturuyor. Bunun için de öncelikli olarak bir analiz yaptık. Yapılan bu rekabet analizi ile bölgede hangi firmaların olduğu, neler ürettiği, nasıl ürettiği, hammadeyi nereden aldığı, ürettiği ürünü nereye sattığı sorularını cevaplamış olduk. Bu analiz doğrultusunda Ankara’daki üretim haritası çıkarıldı ve hangi başlıkların öne çıktığı tespit edildi. Sonuç olarak Ankara’da Savunma ve Havacılık, Medikal, İş ve İnşaat makinaları, Raylı sistem gibi sektörlerin ön plana çıktığı tespit edildi. Mevcut gelişimin nedeni olarak da, bu sektörlerde Ankara’da ana tedarikçilerin bulunması gerçeği ortaya çıktı. Üretici sektörlerin dışında, Ankara’da oluşan ekosistemde 22 adet üniversite, 8 adet de tekno-park var. Tüm bu değerlerin tespitinin ardından mevcut sektörlerin gelişimi için çalışmalar başlattık.  Savunma Sanayi ile ilgili olarak dünyadaki ana tedarikçi firma ve kuruluşları Ankara’ya getirdik. Düzenlenen organizasyon ile 4 bin iş görüşmesi gerçekleştirildi. Gelişen sektörler ile savunma sanayinde yerli üretimler gerçekleştiriyoruz. Bir diğer sektör yenilenebilir enerjide de yerli ve milli rüzgar tribünü tasarımı yapıldı ve çalışmalar devam ediyor. Yine raylı sistemler ile ilgili çalışmalarımız da olumlu sonuçlar verdi. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız, raylı sistemler için yerli ve milli üretimin tercih edileceğini ve en büyük proje ortağının da OSTİM olduğunu açıkladı. Ortaya çıkan bu gelişmeler bizlerin konu ile ilgili çalışmaları ile gerçekleşti. Şimdiler de ise yerli uçak, motor ve güneş panellerinin yapılması için sorular soruyor ve çalışmalar başlatıyoruz. OSTİM olarak bizim uğraştığımız sorunların her birinin arkasında yerli ve milli kavramları var.

Bizim için bir üretimin yerli olması yeterli değil, üretim aynı zamanda milli de olmalı. Yani bir ürünün mülkiyeti size ait olmalı ve dışarıdan tedarik edemediğinizde, “Ben yaparım” diyor olabilmeniz gerekiyor. Ülke olarak biz kendi ihtiyaçlarımızı ve stratejimizi belirlemeli ve bu doğrultuda üretim yapmalıyız.

 

AR-GE KENDİNİ YENİLEMENİN ANAHTARIDIR

AR-GE ve ÜR-GE’nin üretimdeki önemi hakkında fikirleriniz nelerdir?

Sanayi üretimi için AR-GE ve ÜR-GE son derece önem arz etmektedir. AR-GE yapmadan ilerlemeye çalışan firmalar gelecekte kaybetmeye mahkumdur. Aksi takdirde klasik yöntemlerle kendini yenilemeden yapılan üretimler ile gelişim sağlanamaz. Dünya ölçeğinde baktığımız zaman, her gün kendini yenileyen ve yeniliklerin peşinden koşan sektörlerle karşılaşıyoruz. Türkiye, dünyaya oranla yavaş ilerlese de KOBİ’lerimiz dünyanın farklı ülkelerinde düzenlenen fuarlara gidiyor, yenilikleri takip ediyor ve dünyadaki gelişmelere adapte oluyorlar. Tabiî ki kendi yeniliklerimizi ortaya koymak adına üniversitelerin işbirliği önemlidir. Henüz sanayi ve üniversitenin birbirleri ile örtüştüğünü söyleyemeyiz ancak bu alanda çalışmalar yapılıyor. Teknoloji transfer ofisleri, üniversite-sanayi iş birlikleri, tekno-kentler gibi oluşumların tamamı kendi AR-GE çalışmalarımızı ortaya çıkarmamızı sağlayacak noktalardır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, üniversitelerin kendi teknolojisini üretiyor ve bu birikimi sanayiye aktarıyor olmasıdır. Günümüzde sistem bu şekilde işliyor. Üniversitelerin daha üretken olması için özel sektördeki gibi yarışa dahil olmaları gerekiyor. Üretmeyen işletme yok olmaya mahkûmken, üretmeyen, yenilenmeyen üniversitelerin hayatına devam etmesi, bu üretkenliği frenleyen temel etkendir.

 

ANKARA KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLER ÜRETİYOR

Son dönemde Türkiye ekonomisinin gelişimi için çok konuşulan bir başlık da “Katma değeri yüksek ürünler”. Bu alanda gelişmelerin yaşandığını düşünüyor musunuz?

Son birkaç yıldır, AR-GE, rekabet ve inovasyon gibi konularda farkındalığın arttığını gözlemliyoruz. TÜBİTAK, KOSGEB, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı gibi pek çok kurumun daha dinamik ve destekleyici bir yapıya büründüğünü görüyoruz. Tüm bu gelişmeler çok olumlu bir iklim oluşturuyor. Bu olumlu ortamda bizlerin kendimizi kanalize ederek marka ürünler ortaya çıkarmamız gerekiyor. Kendimize ait özgün, yerli ve milli ürünler üreterek, teknolojik ve inovatif imalatlarla dış açığı engelleyebiliriz. Sanayicinin bu noktada kendi geliştirmesi için ilgili pek çok bakanlıkta, tıpkı Milli Savunma Bakanlığı’nda olduğu gibi sanayi kısmında muhatap bulabileceğimiz bir müsteşarlık olmalıdır. Milli Savunma Bakanlığı’nda bulunan Savunma Sanayi Müsteşarlığı sayesinde savunma sanayi alanında yaptığımız üretimleri geliştireceğimiz bir muhatap buluyor ve bu alanda üreticilerimizin yenilenmesinde imkan buluyoruz.  Enerji, Sağlık ve Ulaştırma alanında da bu uygulamaların başlatılması gerektiğini düşünüyorum.   

Katma değeri yüksek ürün üretme anlamında Ankara’nın önemli sayılacak bir yol kat ettiğini de söyleyebiliriz. Ankara Sanayi Odası’nın ilan ettiği rakamlara da bakacak olursak, Türkiye’nin ihracat kilogram fiyatı 1.6 iken Ankara’da bu oran 23.5’tir. Burada Ankara’nın teknolojik ürün sattığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.    

 

SPOT2: Ankara 22 Üniversitesi, 8 Tekno-Park’ı ve 10 Organize Sanayi Bölgesi ile gelecek vaad eden, teknolojik gelişme gösteren şanslı bir şehirdir. Kümelenmeler ile bu potansiyel kazanca dönüştürülmelidir.

Sizce Ankara sanayisinin gelişimi için hangi adımlar atılmalıdır?

Ankara’da pek çok kurum ve kuruluşun bir sinerji ortaya çıkararak ortaklaşa akıl yürütmesi gerektiğini düşünüyorum. Mevcut potansiyelimizi, KOSGEB, TÜBİTAK gibi kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, meslek odalarımız, organize sanayi bölgelerimiz, teknoloji geliştirme merkezlerimiz ile birlikte harekete geçirmeli ve bir ivme kazandırmalıyız. Elimizdeki değerler ile birlikte Ankara’yı teknoloji, sanayi ve bilim merkezi haline getirebiliriz.

Mevcut gidişata baktığımız zaman bu gelişmenin mümkün olduğunu görebiliriz. Öte yandan Ankara bu anlamda en şanslı şehirdir diyebiliriz. Uzun yıllar boyunca bürokrasi ile anılan Ankara, bugün 22 üniversitesi, 8 tekno-parkı ve 10 organize sanayi bölgesi ile ciddi bir potansiyele kavuşmuştur. Yapılacak olan iş birlikleri ile Ankara’nın gelişime açık en önemli şehir olduğunu söyleyebilirim.